ALPER MESTÇİ’NİN KORKU FİLMLERİ

“Büyü Haramdır “

2004 yılında Büyü filmiyle başlayan ve 2014-2015 yıllarında büyük bir ivme kazanan Türk korku sinemasında cin unsuru korkuyu tamamen ele almış durumda. Yönetmenlerin kullandıkları motifler İslami unsurlarla donanmış cin öğesi barındıran filmler olarak görüldüğünden, bu filmlerin hepsi aynı kulvardaymış gibi dursalar da, aslında filmleri oluştururken kullandıkları reçeteler birbirinden oldukça farklı.

Alper Mestçi’nin İslami korku öğeleriyle kuşatılmış ilk filmi Musallat; yapım yılı 2007. Mestçi cin öğesini kullanırken, yaşanan olayların insanlarda yaşattığı travma ve duygusal çöküşlere eğilirken; korku-dram tarzında bir reçete kullanıyor. Böylelikle dramatik bir andan korkuya geçişte aradaki duygu durumunun bulunma noktaları arasındaki mesafe, korku öğelerinin izleyici üzerinde daha vurucu olmasını sağlıyor.

Mestçi diğer Türk İslami korku filmlerinde sıklıkla kullanılan “bir grup genç” klişesi yerine, daha çok evli ve çocuklu bir aileyi merkeze alarak olayları kurguluyor. Oysa verdiği röportajlarda da belirttiği gibi, yönetmenin hedef kitlesi 15-25 yaş arasındaki gençler. Ancak hedef kitle yaşanmış olaylardan ve olayların herhangi bir ailenin dramıyla birleşmesinden daha çok etkileniyor, bu bağlamda herhangi bir aile üzerinden kurgulanan öykü ve karakterler gerçekçiliği daha da arttırıyor. Yine bu bağlamda inandırıcılığı arttıran başka bir unsur ise çekim yerlerinin köy olarak konumlandırılması. Mestçi’ye göre, köy şehre göre daha karanlık ve sakin. Mestçi böylelikle halk inançlarının ve öykülerin kökenine inerek filmlerin düğüm noktasını Anadolu’ya yani köylere getirerek çözüyor.

Mestçi’nin filmlerine genel olarak bakıldığında korku unsurunun bebek ya da çocuk ile annesi temasına dayandırılarak işlendiği gözlemlenebiliyor. Yine filmlerinde kullanılan bir diğer ortak özellik ise cenin, hayvan leşi, kurtçuk gibi mide bulandırıcı materyallerin büyü yani kötülükle görsel olarak bağdaştırılıyor olması. Mide bulandırıcı görüntülerle büyünün iticiliğine ve kötücüllüğüne olan vurguyu arttırıyor. Yine Mestçi’nin büyüyle ilgili vurguladığı bir diğer unsur ise büyüyü yapacak kişinin kurbana yakın birisinin olması gerektiği gerçeği. Filmlerinde büyünün yapım ritüelinin gösterilmesi ve saç, kan gibi kişiye ait parçaların kullanımının vurgulanması da gerçek büyünün, kişiye yakın biri olmadığı müddetçe uygulanamayacağının altını çiziyor. Büyünün vurguladığı bir başka unsur ise kıskançlık ve nefretin de günahın bir parçası olduğu. İslam ve Hıristiyan inançlarında kötülüğün temsili olan Şeytan, kıskançlığı ve kıskançlıktan doğan kin, nefret ve öfkeyi kullanarak kardeşi kardeşe vurdurmuş ve Habil ile Kabil arasındaki bu vuruşma bilinen ilk cinayet olarak kabul edilmiştir. Hıristiyan inancında da yedi ölümcül günahtan sayılan bu iki duygunun sonucu Mestçi’nin filmlerinde _akrabaların, kardeşlerin birbirine olan nefret ve kıskançlığının yarattığı_ yıkıcılık üzerinden gözler önüne seriliyor. Bu günahkâr duygular Mestçi’nin filmlerinde büyü yaptıkları için kadınlara mal edilirken, erkekler olaylardan habersiz bir şekilde kurban rolü üstleniyorlar.

Mestçi’nin filmlerinde görülen ortak karakterlerden biri de olayı çözen ya da çözmeye çalışan Havas âlimi. Mestçi’nin tüm korku filmlerinde görülen Havas âlimleri nur yüzlü olarak tabir edilen ak sakallı dedeler. Büyüye maruz kalanı kurtarmaya çalışırken kendi hayatlarını tehlikeye atmaktan çekinmeyen inançlı karakterler… Bu âlimler, sakin bir ses tonuyla anlattıkları İslami bir öykü ile iyilik ve kötülüğün yani evrendeki ikilik yasasının hatırlatıcılığını üstleniyor. Bu aksakallı iyi dedenin karşısında bulunan zıtlığı ise kötü büyüleri yapan, siyah giyimli bir kadın büyücü temsil ediyor. Siccîn filminde kötü büyücü tek gözü kör, orta yaşlı, kara kuru bir adam olarak seçilmiş olsa da, adamın yardımcısı olarak yaşlı bir kadın yine kadraja dahil oluyor.

Siccîn ve Siccîn 2 filmlerinde ana karakter inançlı, evli ve çocuklu kadın olarak seçilirken, ana karakterin kocası inançsız, ilgisiz ve umursamaz bir iticilikle oluşturulmuş. İki filmde de vicdan azabının metaforu korku unsurları üzerinden verilmiş; vicdan azabının görsel korku simgeleri ise cinlerin üzerine oturtularak adeta Yunan Mitolojisi’nde yer alan Erinyeler gibi fısıldayan cinlere dönüştürülmüş, böylelikle de korku dinamiği güçlendirilmiş. Erinyeler, Roma ve Yunan Mitolojisi’nde evrendeki düzenin ve yasanın bekçileri olarak görülmüş; vicdan ve vicdanın sesi olarak simgelenmiştir. Başkalarına zarar verecek şekilde davrananları cezalandıran ilaheler olarak tanımlanan Erinyelerin, suç işleyenlerin peşine takılarak gece-gündüz demeden suçluları bulup onlara işkence ederek cezalandırdığına inanılır. Kişinin yeterince acı çektiğine ya da pişman olduğuna inandıklarında yakasını bırakırlar.  Büyüyü yapan ve yaptıran karakterler, Mestçi’nin filmlerinde Erinyeler tarafından rahatsız edilmekte; bu rahatsızlık metaforu ise günahın yani büyünün getirdiği vicdan azabı olarak işlenmiş. Filmlerindeki cinlerin bir kısmı aslında vicdanın sesidir ve yapılan günahın cezasını hatırlatarak kişileri intihara, cinayete kısacası delirmeye yani cinlenmeye sürüklemekte ya da çarpmaktadır. Mestçi’nin Musallat 2: Lanet, Siccîn ve Siccîn 2 filmlerinde aileleri toplu intihara sürükleyen durum delirme vakası olarak verilmiş, halk inançlarında var olan ve Türkçe’de de kullanılan cinlenme durumu bu metaforlar üzerinden yansıtılmış.

Yine Siccîn ve Siccîn 2 filmlerinde cinler her ne kadar korku unsuru olarak kullanılıyor olsalar da dikkatle incelendiğinde aslında onların iyi cinler oldukları ortaya çıkmaktadır. İslam inancına göre, her insana doğarken bir melek ve bir cin verilir. Bu cine karin adı verilmektedir. Karin insanı etkileyebildiği gibi, insan da karini etkileyebilmekte ve insan ömrü kısa olduğundan, insan öldüğünde karini dünyada kalmaktadır.  Siccîn filminde Nisa sabah namazını kılarken seccadesine düşen domuz kafasını görmesini Karin’ine borçludur; Karin’i onu tehlike karşısında uyarmaktadır. Aynı şekilde Siccîn 2 filminde Hicran’ın gördüğü cinler de Karin’dir ve Hicran’a oğlunun ölümünün büyü nedeniyle olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla Mestçi’nin filmlerinde bizi korkutan Erinye’ler vicdanın sesini, yine bizi korkutan Karin’ler tehlikeyi haber verirken aslında iyi olduklarının da sinyalini vermektedirler.

Halk inançlarında ve İslam inancında yer alan sabah ezanı ile cinlerin zamanının yani gecenin bitip insanların zamanının başlaması; Mestçi’nin Siccîn 2 filminde tersyüz edilmiş olarak gösterilmiştir.  Filmde cin gazabının sabah ezanıyla başlaması ve namaz kılma öncesi karakterin elinde seccade ve tesbih varken oluşması; günahın bedelinin namazla giderilemeyeceğinin altını çizerken, izleyicilere de bu karakterlerin aslında suçlu olduğunun da ipucunu veriyor. Yine halk inançlarında bulunan nazarlık, üzerlik, nazar boncuğu gibi bir mekanda bulunduğunda o mekanı koruyacağına inanılan halk inanç nesneleri ve Ayet-el Kürsî gibi İslami olarak koruyuculuğuna inanılan dualar filmde koruyucu bir etki sağlayamayarak işlevsiz olarak nitelendiriliyor.Hasan Karacadağ filmlerinde ise, nazar boncuğu ve Hz. Fatma Eli gibi halkın inanç nesneleri, kötülüğü getiren bir simge olarak kullanılmakta.

Dikkatli bir seyirci, iyi bir korku filmi izleyicisi de olan Alper Mestçi’nin hangi filmlerden etkilendiğini ve küçük uyarlamalarla hangi filmlerden Siccîn 2 filminde yararlandığını görebilir. Mestçi bir röportajında, bahsi geçen Ring (2002) filminden etkilendiği Siccîn 2’deki, 41 dikiş büyüsüne ait ritüelin gerçekleştirildiği rüya görüntülerinde; The Mirrors (2008) filminin etkilerini, Havas âliminin su falı uygulaması sırasında fark etmek mümkün.

Bütün bunlar göz önüne alınarak bakıldığında, Mestçi’nin filmlerinin dinamiğini oluştururken İslam inancını ve halk inançlarını iyice incelediği, şimdiye kadar yapılmış korku filmlerini detaylı analizlerle gözden geçirerek çalıştığı ve her yeni filmiyle başarı çıtasını giderek yükselttiği söylenebilir. Mestçi filmlerinin birincil önermesi ile yazımızı bitirelim: Unutmayın büyü haramdır ve en büyük günahtır!

Alper Mestçi’nin İslami korku Filmografisi:

• Musallat (2007)

• Musallat 2: Lanet (2011)

• Siccîn    (2014)

• Siccîn 2 (2015)

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.