BATININ “CİN KORKUSU” FİLMLERİ

Sinemanın bir propaganda aracı olarak kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, ötekileştirme çalışmaları Amerika tarafından beyazperde üzerinden yürütülmeye başlamıştır. Binbir Gece Masalları’na dayanan Alaadin ve Sihirli Lambası hikayesi Amerikan Sineması’nın birçok kez yeniden çevrimini yaptığı bir masal olmakla birlikte, doğunun mistik ve oryantalist taraflarını yansıtma amacıyla kullanılmıştır. Bu filmlerde cin, dilekleri gerçekleştiren komedi unsuru bir karakter olarak canlandırılmıştır.

İlk olarak oryantalist cin karakteri 1901 yılında çekilen Aladdin adlı Fransız sessiz filminde yer almıştır. Hemen ardından Albert Capellani’nin 1906 yılında yönettiği Aladin ou la Lampe Merveilleuse filminde tekrar izleyici karşısına çıkmıştır. İslami motifler taşımakta olduğu görülen bu cin, bir lambadan, okşandığı zaman “kırmızı bir duman şeklinde” ortaya çıkmakta, Aladdin’in dileklerini gerçekleştirmekte ancak kötü birinin eline geçtiğinde cin de kötü bir karaktere bürünmektedir.

Dünyada, 1979 yılında Tahran’daki Amerikan elçiliğinin bir grup İranlı öğrenci tarafından basılmasıyla başlayan siyasi gerilim, 50 elçilik personelinin rehin alınmasıyla artmıştır. Dönemin Amerikan başkanı Jim Carter, diplomasi yoluyla rehinleri kurtarmayı başaramayınca 1980 yılında bir askeri harekat düzenlemiş, ancak bu harekat, İran Çölü’nde yaşanan kaza ve teknik sorunlar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1981 yılında Ronald Reagan’ın başkan olup Beyaz Saray’a geçmesiyle, İranlılar rehineleri serbest bırakmaya razı olmuşlardır. O yıla rastlayan Arabian Adventure adlı fantastik filmde cin karakteri ilk kez sahibine saldırmış ve onu öldürmeye çalışmıştır.

Böylelikle oryantalist cin üzerinden Batı’nın doğuya karşı imaj düzenleme çalışmaları başlar. Arabian Adventure sonrasında 1987 tarihinde Born Of Fire filmi ile Batı, egzotizm içeren Doğu’nun aynı zamanda kıyameti getirecek şeytanları da barındıran tehlikeli bir yer olduğunu beyazperdeye taşımaya başlar;

Born Of Fire (1987)

İngiltere – Türkiye ortak yapımı olan, Jamil Dehlavi tarafından çekilen Born Of Fire filmi; genç ve yetenekli bir flütçünün, zihninde duyduğu bir müzikten yola çıkarak babasının gizemli ölümünü araştırması üzerine kuruludur. Filmin büyük bir kısmı Kapadokya, Pamukkale ve Nemrut Dağı’nda olmak üzere Türkiye’de çekilmiştir. Müzikler de Türk sanatçı Kudsi Ergüner tarafından yapılmıştır.

İngiltere’de yaşamakta olan Paul adlı flütçü, bir konseri sırasında çaldığı müziğin etkisiyle bir takım görüntüler görmeye başlar. Konser sonrasında annesine giden Paul, hasta annesinin ölmeden önce söylediği sözlere takılır. Annesi, babasının Türkiye’de iken kaldığı yeri söyledikten sonra ölmüştür. Bu sırada Türkiye’de bir yanardağın da harekete geçtiği haberleri yayınlanmaktadır. Paul babasının ölümündeki gizemli olayları çözmek üzere Türkiye’ye gelir. Burada yapması gereken Flüt ustasını bulmaktır. Ancak aradığı flüt ustası bir cindir ve Paul’ün ailesine ait flütü kullanarak dünyanın sonunu yani kıyameti getirmeyi hedeflemektedir.

The Outing / The Lamp (1987)

1987 Amerikan yapımı The Lamp ya da The Outing adlarıyla gösterime giren, yönetmenliğini Tom Daley’in yaptığı bu filmde cin, Doğu’dan gelen bir gemiyle Amerika’ya geçiş yapmaktadır. Filmin içerisinde Alladin çizgi filminin oynatılmasıyla imaj düzenlemesi yapılır ve cinin aslında kötü olduğu, sevimli olmadığı vurgulanır.

The Lamp / The Outing (1987) filminde tıpkı Wishmaster (1996) filminde olduğu gibi kırmızı bir taş kullanılmıştır ancak bu filmde bir de Aladdin’in lambası bulunmaktadır. Aladdin’in lambasına hapsedilmiş olan cin, bir bilezik tarafından kontrol edilmektedir. Bilezik onu takan kişinin bileğinde olduğu müddetçe cin lambada hapis kalmaktadır. Ancak bilezik sahibinin bileğinden çıktığında ve bir başkası tarafından takıldığında cin ile ilk sahibi arasındaki bağlantı tamamen yok olup, bu bağlantı cinle bileziği takan yeni kişi arasında kurulmaktadır.

Wishmaster Serisi (1996-2002)

Amerikan yapımı olan Wishmaster (1996) filminin Pers yani İran kültürüne ait imgelerden beslenerek oluşturulduğu, filmin açılışında çıkan açıklayıcı metinden ve Pers İmparatorluğu’nda yaşanan cinin taşa hapsedilmesi sekansından anlaşılmaktadır. Ayrıca filmde cin imgesiyle ilgili Batı’da oluşmuş “dilekleri gerçekleştiren sevimli köle” imajının yanlış olduğu, Doğu’da cinlerin korkutucu varlıklar olarak anlatıldığıyla ilgili karşıtlığın altını çizen diyaloglar bulunmaktadır.

Wes Craven’ın yapımcılığını üstlendiği, Robert Kurtzman’ın yönettiği Wishmaster‘da, Doğu’dan gemiyle gelen Persler’e ait bir sanat eserinin limanda kırılmasıyla ortaya çıkan ve içinde kötücül bir cin olan taşın, üzerinde yapılan çalışmalar sırasında kırılması ve geçmişte Persli bir büyücü tarafından taşa hapsedilmiş olan cinin zamanın Amerikasında serbest kalması anlatılmaktadır.

Filmde cinin tarifi, İslami metinlerden (cinin ateşten yaratılması) ve Arap halk hikâyelerinden (Alaaddin’in sihirli lambasındaki cin gibi üç dilek hakkı sunması) faydalanılarak oluşturulmuş ve bilinenin aksine cinlerin tehlikeli olduğunun, Alaaddin Masalı’ndaki gibi iyi varlıklar olmadıklarının altını çizmiştir. Wishmaster 2: Evil Never Dies (1999), Wishmaster 3: Beyond the Gates of Hell (2001) ve Wishmaster 4: The Prophecy Fulfilled (2002) adlı devam filmleri çekilse de, ilk iki filmden sonra Hıristiyan inançları da kullanılarak seri devam ettirilmiştir.

Long Time Dead (2002)

İngiltere-Fransa ortak yapımı olan, Marcus Adams’ın yönettiği Long Time Dead, filminde yine Arap Yarımadası’ndan gelen bir tehdit olduğu Arapça yazılar üzerinden ve Fas adının yinelenmesiyle verilmiştir. Filmde cin, bir grup gencin ruh çağırma seanslarıyla Batı’ya gelir ve gençleri öldürmeye başlar. Bu filmde yer alan cin, ruh çağırma seansında bulunan gençlerden birinin babasına yıllar önce musallat olmuştur ve ruh çağırma sırasında fırsatı değerlendirerek orada bulunan en güçsüz çocuğun içine girer. Böylelikle çocuğun bedenini kullanarak dünyaya geçme şansı bulur ve seans sırasında orada bulunan gençleri daha sonra teker teker öldürür.

The Objective (2008)

Amerikan yapımı, yönetmenliğini Daniel Myrick’in yaptığı film, gizli bir görev için Afganistan’a gönderilen CIA ajanı Benjamin Keyes’in, hepsi işinin uzmanı bir grup asker ve gönüllü Afgan rehber Abdul ile Afganistan’ın içlerine, Taliban’ın bile girmeye cesaret edemediği bir bölgeye gitmesini konu edinmektedir. Görünürdeki amaç Taliban’a karşı direniş oluşturmak için cemaatin ruhsal lideri Muhammed  Abban’ın desteğini sağlamaktır. Ancak CIA ajanı aslında dağlarda bulunan özel bir gücü keşfetmek amacıyla gönderilmiştir.

Amerikan ordusunun Taliban askerleri karşısında uğradığı hezimetin nedeni The Objective üzerinden doğaüstü güçler olarak gösterilmiş, bu yolla Amerika kaybettiği savaşı beyazperde üzerinden kazanma yoluna gitmiştir.

Nine Miles Down (2009)

Amerikan yapımı Nine Miles Down (2009) filmi, Kuzey Afrika’daki Sahara’nın ortasında bir sondaj istasyonunda çalışan bilim adamlarının kaybolması üzerine bir güvenlik görevlisinin olayı araştırmak üzere bölgeye gönderilmesini konu almaktadır. Burada güvenlik görevlisini eski bir tehlike olan “Um Al Dwayce” beklemektedir. Orta Asya doğu hikayelerinde “Um Al Dwayce” dişi şeytan olarak nitelendirilmektedir. Bu hikayelerde cinsel cazibesi ve güzelliğiyle erkekleri etkileyen ve onları rüyaları yoluyla ele geçiren kötü bir yaratık olarak anlatılmaktadır.

Red Sands (2009)

ABD yapımı filmin yönetmen koltuğunda Alex Turner var. Bir grup Amerikan askerinin, El Kaide’nin faaliyetlerini gözlemlemek üzere belirlenen barınağa gitmesi üzerine kurulmuştur. Grup belirlenen barınağa giderken yol üzerinde bir tepede çağlar öncesinden kalma kumdan bir puta rastlar. İslam dininde puta tapınılması yasaklanmış olmasına rağmen bu put, gruptaki çevirmene göre; insanlıktan önce dumansız ateşten yaratılan cinleri kontrol altında tutan bir nesnedir. Çevirmen sözünü bitiremeden gruptan biri puta ateş açar ve onun içindeki, dünyadan kopmamış kötü cinin serbest kalmasına neden olur. Grup üyeleri barınağa gidip etrafı gözetlemeye koyulurlar. Ancak bir gece aniden bastıran kum fırtınasında barınaklarına yerli bir kadın girer ve bu gizemli kadının gelişiyle grup üyeleri birbirlerini öldürmeye başlar.

Djinns / Stranded (2010)

Fransa-Fas ortak yapımı olan, Hugues ve Sandra Martin tarafından yazılıp yönetilen Djinns / Stranded filminde, bir kurtarma görevi nedeniyle Cezayir’de bulunan Fransız timinin başına gelen olaylar anlatılmaktadır. Cezayir’in güneyine kurtarma operasyonu için gönderilen müfreze, düşen uçaktan bir çantayı almakla görevlendirilmiştir. Ancak çantayı ele geçirmek isteyen yalnız müfreze değildir. Cinler, çantanın içerisinde nükleer bir bomba olduğunun farkındadır ve çantayı müfrezeye vermemek adına ekip üyelerini birbirine düşürmeye çabalar. Kendilerine ait bölge olan çölde böyle bir deneye izin vermek istememektedirler. Red Sands filminde olduğu gibi cinler kadın ya da çocuk görünümleriyle askerlerin zihinleri ve vicdanlarıyla oynayarak savaşı kazanmaktadır.

Djinn (2013)

Birleşik Arap Emirlikleri yapımı olan, yönetmenliğini Amerikalı ünlü yönetmen Tobe Hooper’ın üstlendiği filmde; Amerika’da yaşayan Arap bir çiftin, Arap Emirlikleri’ne dönmeye karar verip eski evlerinin yerine yapılan yeni apartmana yerleşmeleriyle birlikte yaşamaya başladıkları doğaüstü olaylar konu edilmiştir. Aslında 2011 yapımı olan film, politik yıkıcılık yaratacağı gerekçesiyle dağıtım şirketi olan Imagenation Abu Dhabi tarafından bir yıl rafta bekletilmiştir. Birleşik Arap Emirlikleri’nde çekilen filmin oyuncu kadrosu da yerel oyunculardan oluşmaktadır. Film tamamen İslami inanca ve anlatılan hikayelere dayanarak kurgulanmış olduğundan, Türk korku filmlerine oldukça benzer bir örnek teşkil etmektedir.

Jinn (2014)

ABD yapımı filmin, senaryo ve yönetmenliğini Ajmal Zaheer Ahmad üstlenmiş ve film cin adlı varlığın mitolojik geçmişi üzerinden kurgulanmıştır. Shaw adlı bir otomobil tasarımcısı ve eşi Jasmine’in yaşamı, aldıkları kriptolu bir mesajla birlikte değişir. Mesaj ailenin içerisinde bulunduğu ölümcül bir tehlike ve laneti haber vermektedir. Aileyi nesilden nesile etkileyecek bu lanete Shaw ve Jasmin başta kulak asmasa da, tuhaf olayların başlamasıyla konuyu araştırmaya başlarlar. İslami kaynaklara dayanarak senaryosu oluşturulan filmde oldukça başarılı, özel efektler kullanılmıştır.

Bahsi geçen filmler ve incelemeleriyle ilgili daha detaylı bilgi için Pales Yayınları tarafından yayımlanan “Sinemada Korku ve Din: 2000 Sonrası Amerikan ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlenmesi” adlı kitabıma başvurabilirsiniz.

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.