CİN DERESİ: MÜSFER (2019)

“Dereyi Geçerken Cin Değiştirilmez”

BMS Film yapımcılığında, Kocaeli’nin Kandıra İlçesi’nde çekilen Cin Deresi: Müsfer filminin yönetmen koltuğunda İlker Tunçay bulunuyor. Görüntü yönetmenliğini Batuhan Yıldız, müziklerini ise Burak Çelik’in üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Kenan Balık, Gülçin Yıldız, Sude Akarsu, Bora Altınışık, Duran Gebeş gibi isimler bulunuyor.

Filmin konusunu bir grup gencin cinlerle mücadelesi oluşturuyor. Uluslararası büyük bir şirket, bir yarışma organize eder. Yarışma gereği gruplardan, tespit edilmemiş arkeolojik kalıntılar bularak bunlarla ilgili bir sunum hazırlanması gerekmektedir. Grup üyelerinden olan Arda, ekibi ile birlikte arkeolojik araştırma yapmak için çocukluğunun geçtiği ancak daha sonra ayrılmak zorunda kaldığı Bağırganlı Köyü’ne gider. 600 yıllık tarihi olan bu köye gelen ekip, Çakal Tepesi’ndeki dar geçitlerden geçerek Osmanlı zamanından kalma kaya limanına gitmeye çalışır. Daha çalışmalara başlamadan önce Arda, bulundukları yer ile ilgili ekibine birkaç uyarıda bulunur. Ancak ekip üyelerinden Murat’ın hiç yapılmaması gereken bir hatayı yapması hepsinin hayatını tehlikeye atar. Murat’ın yaptığı hatanın bedelini ödemek zorunda kalan Arda, Defne ve Gökçe, Cin Deresi’ni geçmek zorundadır ve burası en tehlikeli cin kabilelerinden olan Müsfer cinlerinin yuvasıdır.

2014 yılından itibaren nicel olarak her yıl artarak ilerleyen Türk korku sineması bu yıl nitel olarak gitgide çöküş dönemine girmeye başlamıştır. Bunun en belirgin işareti ise ara sıra karşımıza çıkan kalitesiz yapımların sıklaşması ve kaliteli yapımların tek tük kalmaya başlamasıdır. Cin Deresi: Müsfer çekim kalitesinden oyuncuların performanslarına, hikâyesinden sanat yönetimine değin bu bahsi geçen kalitesiz yapımlar arasında yer alıyor.

Türk Korku Sinemasının mihenk taşlarından biri olan 2004 yapımı Büyü’ye benzer şekilde bir arkeoloji projesi ile yola çıkan ve dağ bayır dolaşan dört genç arasındaki iki kadın oyuncudan birisinin arkeolojik bir çalışma sırasında giyilebilecek son kombin dâhi olmayan mini etek ve kürk ceket ile yürüdüğü sahnelerin geniş yer kapladığı filmde oyuncuların performansları arasında Kenan Balık diğerlerine nazaran ufak bir farkla öne çıkıyor. Filmde kameranın çekimlerinin piksel piksel görünmesinden, ses-görüntü senkronizasyonun ahenksizliğine dek sayılabilecek birçok sorunun yanı sıra, filmde gereksiz kadın bedeni teşhiri de fazlasıyla göze çarpıyor. Zor bir yolculuk gibi görünmesi için her bir taştan dört kişinin tek tek geçmelerinin ve her geçenin bir diğerini bekleyerek her seferinde elini uzatıp onu çekmesinin uzun uzun gösterilmesiyle uzatılan filmin, neredeyse 5 dakikada bir gösterilen 30 saniyelik dolunay görüntüsüyle ya da finalinde izleyicilere aptala anlatır gibi anlatırcasına tasarlanmış flashbacklerle aynı sahnenin uzun uzun gösterilmesi yoluyla kısa metrajdan çekiştirilerek zorla uzatılan film; izleyiciler açısından gerçekten birçok problemi içerisinde barındırıyor. Öyle ki, 71 dakikalık filmde yaratıcılık emaresinin görüldüğü tek sahne; Helâk: Kayıp Köy (2015) filminin fragmanında dâhi geniş yer kaplamış olan nehirden kefenlenmiş cesetlerin geçmesinin birebir uyarlaması.

Nitekim filmin ikinci yarısında kısa bir an, bir deniz kızı hikâyesi anlatılacak gibi olsa da; hikâyede hiçbir önem teşkil etmemesi ile filme dair, “akla gelinen her şeyin görüntüyle verilemese de sözlü olarak eklenmeye çalışıldığı bir karmaşa” izlenimini tamamlıyor. Deniz kızının yanı sıra yıllar içerisinde değirmene dönüşen bir şatoda yaşayan yaşlı adam figürü de anlatılarda yer kaplasa da Kocaeli’de şatoya benzer bir değirmen görmek pek mümkün olmayacağından, filmde görsel açıdan bu unsura da yer verilmiyor. Ayrıca yanlarında getirdikleri çantanın filmin bir aşamasından sonra devamsızlık teşkil edecek şekilde arkadaş grubuna eşlik etmemesi de dikkatli izleyicilerin gözlerinden kaçmayacak teknik aksaklıklardan bir diğeri.

Sonuç olarak Cin Deresi: Müsfer bu yılın en kötü yapımları arasındaki yerini hızla alırken, seyircilerin salondan “Sinema bu değil” diyerek ayrılmasına neden oluyor.

Not : 2 / 10

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.