HASAN KARACADAĞ FİLMLERİ

“KORKUYORUM ÖYLEYSE İNANIYORUM”

Türk korku sineması denilince aklan gelen ilk isimlerden biri Hasan Karacadağ. Çekmiş olduğu filmlerde Türk korku sinemasıyla ilgili birçok ilki bünyesinde barındıran Karacadağ, D@bbe serisinin hem yönetmeni hem de senaristi. İkinci İslami korku filmini çekmesinin yanı sıra Türk Sineması’ndaki ilk korku serisinin de yaratıcısı. Karacadağ, aynı zamanda filmlerinde cini ve kıyameti gösteren ilk yönetmen konumunda bulunuyor.

Türk korku filmlerinin olmazsa olmazı konumuna gelen cinlere ait farklı öyküleri beyazperdeye taşıyan Karacadağ’ın tüm filmleri, kıyametin gelmekte olduğu ve Dabbenin tüm evlere öyle ya da böyle gireceği alt metniyle seyircilere ulaşıyor.  Dabbe serisinin ilk iki filmi dışında tüm filmlerin korku unsuru cin ve büyü. Japon filmlerinde bulunan bilgisayar ve telefonun tekinsiz nesne olarak kullanımını Türk korku sinemasıyla ilk tanıştıran yönetmen olan Karacadağ’ın filmlerinde büyü, kişilerin en yakınındaki insanlar tarafından uygulanan bir intikam planı olarak karşımıza çıkıyor. Karacadağ’ın filmlerinde yer alan büyü unsuru, kadından bir başka kadına yapılan bir uygulama olarak sunuluyor. El-Cin filminde diğer filmlerinden farklı olarak cinlere karşı yapılmış bir hatanın intikamı olarak yaşanan bir musallat vakası ele alınmış.

Filmlerinin büyük çoğunluğunı Muğla ve yöresinde çeken yönetmenin ilk filmi D@bbe‘nin çekim yeri ise İzmir Selçuk’tur.

Karacadağ’ın Korku Unsurları

Karacadağ’ın filmlerinde “lanetli ev” zannı seyirciye bir başlangıç olarak sunuluyor. Senaryolar farklı farklı ailelerin yaşadığı musallat vakaları üzerinden ilerlese de D@bbe, D@bbe 2 ve El-Cin filmleri “bir grup genç” klişesi taşıyor. Filmlerde genellikle çocuksuz ailelerin hikayelerine değinilirken D@bbe: Bir Cin Vakası filminde ailenin bir de çocuğu bulunuyor.

D@bbe: Bir Cin Vakası, El-Cin, D@bbe: Cin Çarpması filmlerinin eski gazete küpürleri ve siyah-beyaz eski fotoğraflar eşliğinde başlaması “gerçek olaylara dayanmaktadır” demekten çok daha etkili bir korku unsuru olarak dikkat çekiyor. Karacadağ’ın, filmlerde aynı oyuncuları farklı tip ve karakterlere bürüyerek kullanması adeta gerçek cinayet vakalarını “canlandırma” olarak gösteren dizilerdeki “canlandırmadır” görüntülerini anımsatıyor. Ve filmin finalinde karakterlerin durumu ile ilgili tekrar çıkan yazılar “bu film gerçek olaylardan uyarlanmıştır” etkisini güçlendiriyor. Karacadağ, bu bağlamda dabbenin farklı farklı yollarla nasıl her eve girebileceğini tüm filmleriyle gösterip, tüm filmlerinin bir bütünün parçaları olduğunu da seyirciye sunuyor.

Anadolu’daki efsanelerden izler taşıyan Karacadağ filmlerinde çözüme genellikle terk edilmiş, cinler tarafından sahiplenilmiş bir köyde ulaşılıyor. Bu köylerin isimleri de  tekinsiz oluyor: Derunce Köyü, Kıbledere Köyü, 3 Çatallı Gölge Köyü…

Yönetmenin ilk filminden itibaren kullandığı bir başka korku unsuru ise, nazar boncuğu. Şamanizm’den Anadolu inançlarına geçmiş olan, insanları nazardan koruyacağına inanılan nazar bocuğu ve nazarlığa ait inançlar, Hasan Karacadağ’ın filmlerinde ters yüz edilerek yeniden üretilerek, kötülük getiren bir nesne olarak seyircilerin karşısına çıkmaktadır. Fatma Eli olarak bilinen Hamsa için de aynı durum söz konusudur. Karacadağ’ın bütün filmlerinde büyü materyallerinin içerisine nazar boncuğunun yerleştirilmiş olması, nazar boncuğunun yeni kötücül imajını güçlendiriyor.

Karacadağ’ın Bilim-Din Çatışması

Karacadağ’ın Semum, D@bbe: Bir Cin Vakası, D@bbe: Cin Çarpması, D@bbe: Zehr-i Cin, Dab6e filmlerinde psikiyatrik hastalık kuşkusu ile cin musallatı inancı arasında yaşanan gel-gitler özellikle bu filmlerde bilim ile din arasında bir çatışma oluşturmuş ve filmin sonunda bu çatışmadan cin musallatı inancı galip çıkmıştır. Uyurgezerlik konusunu bu iki bağlamda özellikle D@bbe: Bir Cin Vakası ve D@bbe: Cin Çarpması filmlerinde baskın bir biçimde kullanılmıştır. Hatta Semum, D@bbe: Cin Çarpması ve Dab6e filmlerinde havas alimi ile psikologun atışmalarının yoğun kullanımı göze çarpıyor. Ancak tüm filmlerde çatışma, inancın bilime üstün gelmesiyle sona eriyor.

Karacadağ’ın Din Alimleri ve Büyücüleri

Diğer Türk korku filmlerinin aksine Karacadağ’ın filmlerinde din alimi yerine havas bilgisine sahip, havas ilmi konusunda uzman olan alimler görülüyor. Semum filminde yer alan Havas alimi, diğer Türk korku filmlerindekine benzer şekilde tam olarak iyilik gücünü temsil eder şekilde aydınlık ve beyazlar içinde konumlandırılırken, diğer filmlerde yer alan din alimleri esmer ve genç karakterler olarak seçilmiş. Bu karakterler genç olmasına karşın güçlü, cesur ve imanı tam olan karakterler olarak tasarlanmış. Yalnızca D@bbe: Bir Cin Vakası ve D@bbe: Zehr-i Cin filmlerinde kadın büyücü bu alimlere karşı antagonist karakter olarak konumlandırılmıştır. Karacadağ’ın son filmi Dab6e dışındaki filmlerinde büyü uygulaması gösterilmemiş, din alimlerinin eve gizlenen hazırlanmış büyülerin yerlerini tespit etmesi ve büyüleri bozma uygulaması verilmiştir. Karacadağ’ın filmlerinde kadınlar; hem büyücü bağlamında hem de büyü uygulamasını yapan ya da yaptıran konumunda kötülüğün temsili olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca D@bbe: Bir Cin Vakası ve Dab6e filmleri hariç büyüye maruz kalan kadınlar inançsız, modern ve çocuksuz karakterler olarak göze çarpmaktadır.

Karacadağ filmlerinin özgün bir özelliği ise eski havas kitaplarından detaylı araştırmalarla gün yüzüne çıkarılarak kurgulanmış balıklı tas uygulaması, Bab-ı İfrit ayini, Azrail Uykusu uygulaması, Aynalı Oda ayini gibi ritüellerin havas alimleri tarafından uygulanmış olmasıdır.

Karacadağ’ın Cinleri

Hasan Karacadağ’ın filmlerinde görünen cinler, insanın kötü sureti konumunda yaratılmış cinler olup, filmdeki karakterlerin delirmesini, halk deyimiyle cinlenmesini sağlıyor. El-Cin filminde ise kızına zarar verenlerden intikam almak için halk inançlarından esinlenerek tasarlanmış; tanıdık kişilerin suretine bürünen, yılan şeklinde bir cin kullanılmış. Semum filmindeyse ana karakteri adeta kendisine büyü yapıldığı konusunda uyaran ancak bu uyarı sırasında onu ve dolayısıyla seyirciyi oldukça korkutan bir cin karşımıza çıkıyor.

Hasan Karacadağ’ın filmlerinde, Semum filmi dışında, ne büyü bozma ne de dualar işe yaramakta. İnsan ve cin arasında yaşanan savaşı her daim cinler kazanıyor. Bu bağlamda filmden çıkarken katarsis yaşamak yerine cinlere duyduğunuz korku artmış bir biçimde karanlık sinema salonunu terk ediyorsunuz.

Türk Korku Sineması’nda Karacadağ’ın İlkleri;

İlk cin görüntüsünü kullanma (D@bbe)

İlk kıyamet görüntülerini kurgulama (D@bbe 2)

İlk cehennem görüntüsünü kullanma (Semum)

İlk tekinsiz bilgisayar, televizyon ve telefonu kullanma (D@bbe)

İlk şeytani sureti kullanma (D@bbe)

İlk değişen göz rengi kullanma (D@bbe)

Gösterime giren korku filmleri arasında en yüksek hasılat (D@bbe: Zehr-i Cin)

Türk korku sinemasının 160 dakika ile en uzun filmi (Dab6e)

Hasan Karacadağ’ın Filmografisi:

D@bbe (2005)

Semum (2008)

D@bbe 2 (2009)

D@bbe: Bir Cin Vakası (2012)

El-Cin (2013)

D@bbe: Cin Çarpması (2013)

D@bbe: Zehr-i Cin (2014)

Dab6e (2015)

Magi (2016)

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.