KÖTÜ KEDİ ŞERAFETTİN (2016)

“Yoksa Siz Hayvanlaştıramadıklarımızdan Mısınız?”

Yönetmen koltuğunu Mehmet Kurtuluş ve Ayşe Ünal’ın paylaştığı Kötü Kedi Şerafettin, yaratıcısı Bülent Üstün’ün evinde beslediği ve 1996 yılında kaybettiği kedisinden esinlenerek yarattığı bir karakter. Bülent Üstün’ün 1996 yılında L-Manyak Dergisi’nde çizmeye başladığı Kötü Kedi Şerafettin kısa adıyla Şero, Ralph Bakshi’nin 1972 yapımı Fritz The Cat‘i ile şiddet, cinsel açlık ve ağız bozukluğu konusunda benzer özellikler taşımasına rağmen eleştirel ve görsel bağlamda onun kadar sert olmayan bir yapıya ve aynı zamanda Türklere özgü sigara, rakı – balık ritüeli, mahalle jargonu gibi kendine has bir üsluba sahip. Türkiye’de animasyon konusunda şimdiye kadar yapılmış en başarılı çalışma olmasının yanında Galata ve Cihangir’in sokak modellemeleri seyirciyi kendine hayran bırakacak şekilde gerçekçi ve çok başarılı çalışılmış.

Filmin konusuna geçmeden önce değinilmesi gereken bir diğer husus da, filmin seslendirmesinin büyük ustalara ait olması. Şerafettin’i Uğur Yücel, sıçan Rıza’yı Güvenç Kıraç, Misket’i Demet Evgar, bakkal Şemistan’ı Cezmi Baskın, çizer zombiyi  Okan Yalabık, ev sahibi kadını Ayşen Gruda, Şero’nun babası Tonguç’u Ahmet Mümtaz Taylan ve kedi Cemil’i Yekta Kopan seslendirmiş.

Konusuna gelirsek; Şerafettin akşam arkadaşları Martı Rıfkı ve sıçan Rıza ile mangal yapmaya niyetlenir. Rıfkı ve Rıza rakı peşine düşerken, balıkları bulmak da Şero’ya kalmıştır. Ancak bu sırada gelen sokak kedisi Cemil’in anlattığı güzeller güzeli siyam kedisini görmeye giderler ve aksilikler sonucu hem siyam kedisi hem de sahibi ölür. Siyam kedisinin sahibi bir çizerdir ve ambulanstaki görevlilerin elektro şok uygulaması sonucu zombiye dönüşerek Şero’nun peşine düşer.

Fanatikleri olan bir çizgi roman karakterinin animasyonu üzerine iyi-kötü çatışması, vs. gibi gereksiz eleştiriler yazmanın çok anlamlı olduğunu düşünmememe rağmen, yine de filmin bir animasyona göre alt metin konusunda fazlasıyla zengin olduğunu söylemekte fayda var. Kötü Kedi Şerafettin içerisinde yakın tarihe ait birçok siyasi ve sosyal gönderme ile küfür ve dozu yüksek şiddet içermesi nedeniyle yurtdışında örnekleri çokça yapılan ama ülkemizde bu bağlamdaki ilk örneği temsil etmekte olan “Büyüklere Animasyon” geleneğini de başlatmış görünmektedir.

Filmde seyirciyi gülerken koltuktan düşürme olasılığı en yüksek diyaloglar, sıçan Rıza ve martı Rıfkı arasında geçenler olmakla birlikte Misket’in seksi havası da ortamı oldukça ısıtmış. Filmin başlangıcında yer alan siyam kedisi ve Tacettin’in sevimlilikleri ise seyircide sempati duygusunu oldukça yükseltiyor. Ara sıra tempo biraz yavaşlasa da, filmin sinemamızda animasyon adına bir mihenk taşı olacağı aşikar.

Not : 8/10

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.