MAGİ (2016)

“Türk korku sinemasında zirve”

Hasan Karacadağ’ın çizgisini bozmadan senaryosunu yazıp yönettiği 9. filmi olan Magi, İslam inancına yaslanarak ilerlemekte olan Türk korku sinemasına yeni bir soluk getirerek bu kez Hıristiyan inancını da içine katarak hyrbridleşiyor. 2014 yılında çekimlerine başlanan Magi’nin başrollerinde Lucie Pohl, Brianne Davis, Kenan Ece, Stephen Baldwin, Dragan Micanovic, Michael Madsen ve Emine Meyrem bulunuyor. Türkiye’de çeşitli mekanlarda yapılan filmin çekimlerinin en yoğun kullanıldığı semt ise Zeyrek. Magi‘nin çekimleri orijinal dillerinde yapılmış, Türkiye’deki gösterimler içinse İngilizce konuşmalar Türkçe olarak seslendirilmiş. Gravity, Batman vs Superman, Senarist gibi filmlerde kullanılmış olan Dolby Atmos ses sistemi, Türk korku sinemasında ilk kez Magi‘de kullanılıyor.

Film 8 mm eski bir film havasında başlıyor. Hitler ve filmde bulunan tarikatın bağlantısı bir dizi siyah-beyaz görüntü kaydının üst üste bindirilmesi ve olağanüstü bir kurguyla birleştirilmesi ile oluşturulmuş. Cinlere ait konuşmalar diğer filmlerinde olduğu gibi boğuk ve anlaşılmaz durumda olmaktan oldukça uzak ve etkileyici. Bu açıklayıcı giriş sahnesinden sonra önce yer altı tünellerine ardından da bir taksiye geçiliyor. Karacadağ’ın yaratıcılığını kanıtladığı bu taksi sahnesinde tekrar 8mm film havasını hissediyorsunuz. Arabanın ön camından İstanbul’u seyrederken yağmur yağıyor ve silecekler çalışıyor. Sileceklerin hareketi ile sepya filtresinin uyumlu birlikteliği İstanbul’un tarihi yarımadasını 8 mm eski bir film edasında seyretmemizi sağlıyor.

Filmin konusuna gelince; Türkiye’de yaşayan kız kardeşi Marla tarafından İstanbul’a davet edilen Olivia, gelir gelmez kız kardeşinde tuhaflıklar olduğunu fark eder. Marla İranlı eşinden boşanmıştır ve hamiledir. Ancak Olivia’nın tüm çabalarına karşın Marla tuhaflıklar üzerine konuşmayı reddeder. O gece Marla evinde öldürülür. Üstelik karnı yarılarak bebeği alınmıştır ve bebeğinden iz yoktur. Kız kardeşinin tuhaf ölümü üzerine kendisi bir gazeteci olan Olivia bu sırrı çözmek için kollarını sıvar. Ona bu macerada eşlik edecek kişiler ise Marla’nın eğitmenlik yaptığı okuldan tanıdığı arkadaşları Emir ve Suzan’dır. Olivia kabuslar görmeye başladıkça ipuçları ardı ardına dizilmeye başlar.

Magi‘de büyü, cinler ve paganizm konularına dair oldukça yoğun bilgilerin kullanımı Karacadağ’ın bu konuda ne kadar ciddi bir araştırma yaptığını gözler önüne seriyor. Önceki filmlerinde yoğunlukla kullandığı Anadolu inançlarına dair unsurların yanında Hıristiyan, Babil, Asur, Antik Mısır gibi uygarlıkların inançlarındaki bağlantıları da vererek şimdiye değin yaptığı filmleri de destekliyor. İlk filmi Dabbe‘ye göndermeyi “Cinler bize göre aynanın içindekilerdir” sözüyle yaparken, El-Cin filmine gönderme ise “Azrail Yokuşu” ile sahneleniyor. Böylelikle Karacadağ, bütün filmlerinin aslında bir bütünü oluşturan parçalar olduğunu bize hatırlatıyor. Rahip ve imam, cami ile kilise, dolunay ve kara köpek gibi Hıristiyanlığa ve Müslümanlığa ait unsurları yerinde ve birbirini destekler şekilde serpiştirmiş. Önceki filmlerinde olduğu gibi dolap yani pandoranın kutusu yine düğüm noktalarından birini oluşturuyor. Türk korku sinemasında klişe olarak kullanılmaya başlanan ayna ile korkutma es geçilirken, evrensel bir korku olan ayna kırılması Magi‘de mevcut. Karacadağ’ın olmazsa olmazı nazar boncuğu ve fatma eli ustalıkla mekan tasarımlarına serpiştirilmiş. Yine bütün filmlerinde bulunan düğüm çözümü için kentten köye çıkılan yolculuğun varış noktası bu kez Derinkuyu Köyü. Michael Madsen’in cinlerle karşılaşmasında ateşlediği silah ile cini püskürtmesi ise oldukça zekice. Düğünlerde havaya ateş edilmesi ya da nazardan korunmak için dökülen kurşunlara dair inancın yerinde bir hatırlatması. Cinlerin geliş sinyali olarak duyulan çıngıraklı yılan sesi oldukça dahiyane. Bu sahneler ile Karacadağ, konuya ne kadar hakim olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Cin unsurunun Batı kültüründe yer alan “Alaaddin’in Sihirli Lambası” masalından gelen olumlu (sempatik) imajının The Outing, Wishmaster, Red Sands gibi filmler üzerinden olumsuzluğa (korkuya) dönüştürülmesi Magi ile devam ediyor. Türk korku filmlerinde alışık olduğumuz imam karakteri Magi‘de pasif bir anlatıcı olarak kenara çekilirken, cin çıkarma görevini rahipler üstleniyor. Filmde bu tercihin yapılmasının başlıca sebebi ise tarikatın satanizme yakın duruşu. Satanizm Hıristiyanlığa karşı ortaya çıkmış olan bir tarikat olduğundan rahiplerin bu filmde imamların görevlerini üstlenmesi oldukça anlamlı.

Filmdeki oyuncuların performansları, özel efektler, mekan, ses ve cin tasarımları oldukça başarılı ve etkileyici. 132 dakikanın nasıl geçtiğini anlayamıyor Karacadağ’ın dünyasında kendinizi kaybediyorsunuz. Daha iyisi çekilene değin Türk korku sinemasının en iyi filmi olarak değerlendirilebilir.

Not : 9/10

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.