ÖZGÜR BAKAR FİLMLERİ

“CİNDEN BÜYÜYE, KABİRDEN KIYAMETE”

Türk Korku Sineması’nda türe 2014 yılında Ammar: Cin Tarikatı filmiyle giriş yapan Özgür Bakar, aynı yıl ikinci filmi Azazil: Düğüm‘ü seyircilerin beğenisine sundu. Ardından aynı istikrarla 2015 yılında önce Helâk: Kayıp Köy, ardından da Deccâl filmini gösterime soktu.

Bakar’ın ilk iki filmi büyü ve musallat konularını işleyen filmler olsa da, Helâk: Kayıp Köy ve Deccâl filmleri ile farklı açıdan İslami inanç ve cin konularına değinildiğini görmekteyiz. Ammar: Cin Tarikatı ve Helâk: Kayıp Köy filmlerinde kullanılan berzah aleminde sıkışma, yönetmenin filmlerindeki ortak noktalardan birini oluşturuyor. Azazil: Düğüm dışındaki filmler “lanetli ev” gibi başlayıp bambaşka bir sona ulaşan filmler. Özgür Bakar filmlerinde adeta bir imza niteliği taşıyan, yalnızca Azazil: Düğüm filminde istisnaya uğrayan lanetli ev öğesi, bu türde yapılmış çoğu filmin aksine batı kültürünün etkilerini taşıyan antikalarla dekore edilmiş müstakil evler üzerinden veriliyor. Evlerin dekorasyonundaki bu özen de seyircinin kafasında lanetli ev unsurunu körüklemekte oldukça etkili oluyor.

Bakar’ın filmlerindeki ortak noktalarından biri de Amerikan Sineması’nda sıkça başvurulan, düğümün flashback üzerinden veriliyor olması. Azazil: Düğüm filmi dışındaki filmlerde ana karakterlerden kurtulan olmuyor. Ammar, Helâk ve Deccâl filmlerinde seyircinin ana karakterlerle kurduğu empati, filmin düğüm noktasından sonra kopuyor ve karakterlerin yaptıkları kötülüğün cezasını çekmeleriyle seyirci katarsise ulaşıyor. Başkalarına kötülük yapanların ölümden, dolayısıyla da cezalandırılmaktan kurtulamayacakları alt metniyle, adalet bu dünyada ya da ölüm sonrasında mutlaka tecelli ediyor.

Aslında, Bakar’ın tüm filmleri cin içeriyor ancak cin konusunu işleyişi, Helâk ve Deccâl‘de filmleri cin unsurlu olmaktan çıkarıp onları kabir azabı ve kıyamet etrafında şekillenen birer yapıya dönüştürüyor. Bu iki filmdeki cinler yalnızca birer korku imajı olarak kısa sekanslarda göründüklerinden, filmin içerisinde yılbaşı ağacına asılmış birer süs gibi kalıyorlar. Bu da filmin cin filmi gibi görünmesini engelleyerek, başka açılardan da İslami korku unsurlarına değinilebileceğini gözler önüne seriyor.

Farklı konularla, farklı denemelerle Türk korku Sineması’na olumlu katkılar sağlayan Bakar’ın istikrarı, ilk filmi Ammar‘ın devamı olan Ammar 2: Cin İstilası ve Deccâl 2 ile 2016’da devam edecek gibi görünüyor. Bu farklılıklar bağlamında Bakar’ın filmlerini diğer korku yönetmenlerinin aksine tek tek kısaca mercek altına almak gerekiyor:

Ammar: Cin Tarikatı

Bir grup gencin haftasonunu geçirmek için gittikleri dağ evinde yaşananları anlatan film, hoşlandığı erkeği büyü yoluyla kendine aşık etmeye çalışan bir kadının berzah aleminde sıkışmasını konu ediniyor. Filmde yerde ayağa takılan kemikten, kapı vuruşlarına değin birçok kabir azabı unsuru da birer gösterge olarak hafifçe aralara serpiştirilmiş durumda. Helâk: Kayıp Köy filmine giden yolun ilk adımları aslında bu filmde görülebiliyor.

Azazil: Düğüm

Bir genç kız ve sevgilisinin arkadaşlarıyla geçirecekleri gece için arabayla giderken bir köpeğe çarpmalarıyla başlayan olaylar zincirinin konu edildiği filmde, Şeytan (1974), Semum (2008) filmlerine benzer özellikler bulunsa da, filmin en önemli özelliği Türk Korku Sineması’nda, Anadolu halk inançlarından biri olan cinlerin ayaklarının ters olması durumunun tezahürü olarak ilk ters ayaklı insan suretinin kullanılmış olması. Bu türdeki filmlerde gösterge olarak ters ayak kullanımı Azazil: Düğüm‘den sonra hızla artmaya başlıyor.

Helâk: Kayıp Köy

Evlilikleri sorunlu bir çift, çocukları ve kadının kardeşi olmak üzere 4 kişilik bir ailenin bir süre saklanmak üzere gittikleri 19. Köy’e yerleşmeleriyle başlayan olaylar zincirinin anlatıldığı filmde, üzerinde çok çalışıldığı belli olan, hadislerden yararlanılarak oluşturulan detaylar göze çarpıyor. Özgür Bakar’ın en başarılı ve sanatsal filmi olarak öne çıkıyor. Film karakterlerinin 19. Köy’de yerleşecekleri evde ilk göze çarpan detay bir heykel. Michelangelo’nun “La Pieta” yani “Acı” adıyla bilinen ünlü heykeli aslında daha girişte izleyiciye kabir azabına dair göz kırpıyor. Ancak detaylar bununla bitmiyor: kabirdeki çürümeyi evde bozulan yiyecekler; tokmak vurmasını nehirde tokmakla çamaşır yıkayan kadınlar; akrep, çıyan gibi haşerelerin ısırmasını karakterlerin vücutlarında oluşan ısırık izleriyle veriyor. Kaldıkları köydeki cemaatin ölü olması selamsız cemaat üzerinden verilirken, köye gidiş yolunu gösteren cenaze arabası ölüm göstergesi olarak kullanılmış. Evin duvarlarından yayılan telkin duası ile öldüklerinin sinyali verilirken, toprağın ölüyü kabul etmemesi metaforu nehirde yüzen cesetler ve kemiklerden oluşan açık mezar üzerinden betimleniyor. İslami bir varlık olan ve günah defterini tutan Münker ve Nekir, köyün imamı ve muhtarı olarak karakterize edilmiş. Helâk: Kayıp Köy, Türk Korku Sineması’nda metaforik anlatımın itinayla kullanıldığı iki filmden (diğeri, kürtaj korkusunu anlatan Tan Tolga Demirci tarafından 2007 yılında çekilen Gomeda filmi) biri olarak sinema tarihine adını yazdırıyor.

Deccâl

Film, tüm dinlerin ortak inanışlarını yansıtan Anti-İsa yani Deccâl olarak tanımlanan bir kıyamet alametini işliyor. Kıyamet alametleri üzerine yapılan ikinci korku filmi olsa da, seçtiği konu itibariyle bir ilki gerçekleştiriyor. Türk korku filmlerinde görmeye alışık olduğumuz din alimine bu filmde haham ve papaz gibi diğer dinlerin alimleri de eşlik ediyor. Evrensel ortak inanışa göre Deccâl şeytanın oğlunu simgelediğinden, filmde bu bağlamda satanizmin izlerini görmek de mümkün.

Cinden büyüye, kabirden kıyamete her korkuya değinen Özgür Bakar’ın, yeni filmlerinde bizi hangi korkularla karşılaştıracağını merakla bekleyelim…

Özgür Bakar Filmografisi:

• Ammar: Cin Tarikatı (2014)

• Azazil: Düğüm (2014)

• Helâk: Kayıp Köy (2015)

• Deccâl (2015)

• Deccâl 2 (2016)

• Ammar 2: Cin İstilası (2016)

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.