“Bilinçaltından Kitaba Geçip Gerçek Olan Korkular”

Guillermo Del Toro, Sean Daniel, J. Miles Dale, Jason F. Brown’ın yapımcılıklarında çekilen Scary Stories To Tell in The Dark’ın yönetmen koltuğunda Troll Hunter (2010) ve The Autopsy Of Jane Doe (2019) filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Andre Ovredal bulunuyor. Görüntü yönetmenliğini Roman Osin’in yaptığı filmin müzikleri Marco Beltrami ve Anna Drubich imzası taşıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Zoe Margaret Colletti, Michael Garza, Gabriel Rush, Dean Norris, Gil Bellows, Lorraine Toussaint, Austin Zajur, Natalie Ganzhorn, Austin Abrams, Kathleen Pollard gibi isimler bulunuyor.

Filmin konusunu cadılar bayramında kasabanın efsanevi perili evine giren Stella ve arkadaşlarının bu ziyaret sonrası başlarına gelen doğaüstü olaylar oluşturuyor. Stella ve arkadaşları, peşlerinden gelen zorba sınıf arkadaşlarından kaçarken, korkunç efsanelerle ün salmış perili bir eve sığınmak zorunda kalırlar. Efsanelere göre evde yaşayan zengin ailenin kızı Sarah, normal olmadığı için bir odaya mahkûm edilmiştir ve komşu çocukları öldürdüğü ortaya çıkınca da tımarhaneye gönderilmiştir. Eve sığınan gençlerin bu şehir efsanesinin gerçek olduğunu öğrenmesi çok uzun sürmez. O talihsiz geceden sonra Sarah’nın günlüğünde yazan korkunç hikayeler teker teker gerçek olmaya başlayınca imkânsız bir hayatta kalma mücadelesi başlar.

Çocuk öyküleri, korku ve folklör üzerine kitaplar yazan gazeteci Alvin Schwartz’ın 1981’de ilki, 1984’te ikincisi ve 1991 yılında üçüncüsü yayımlanan Scary Stories To Tell in The Dark adlı çok satan öykü antolojilerinde yer alan öykülerden uyarlanan film, gençlere yönelik bir korku atmosferini başarıyla oluşturmayı başarıyor. İllüstrasyonlarını Stephen Gammel’in yapmış olduğu kitabın film uyarlaması sırasında da özellikle canavar tasarımlarında Gammel’in çizimleri esas alınmış. Orijinal antolojide yer alan The Attic (Çatı), The Cat’s Paw (Kedinin Pençesi), May I Carry Your Basket? (Sizin Sepetinizi Taşıyabilir Miyim?), The Wendigo gibi hikâyeler kitabın sayfaları arasında izleyicilerin gözüne çarparken; Harold, The Big Toe (Büyük Ayak Parmağı), The Red Spot (Kırmızı Nokta), Me Tie Dough-ty Walker, The Haunted House öyküleri Stella ve arkadaşlarının başlarına gelen olaylar olarak görselleştiriliyor.

Amerikan Sinemasında özellikle korku türünde kısa korku öykülerinden oluşan antoloji derlemeleriyle sıklıkla karşılaşıyoruz. Scary Stories To Tell in The Dark’ta bunlara bir yenisi olarak ekleniyor ve içerisinde birçok farklı hikâyeyi barındırması yönünden ve birçok efsaneyi bir antolojiden ziyade tek bir vakanın parçaları olarak göstermesiyle Annabelle Comes Home (2019) ve Trick ‘r Treat (2007); olayları lanetli bir kitap üzerinden işlemesiyle Gin Gwai 10 (2005);yaşı en fazla 13 civarındaki gençleri ana karakterler olarak seçmesiyle ise Stand By Me (1986), It: Chapter One (2017), Summer of 84 (2018) filmlerine ve son yıllarda dijital platformlarda çok ses getiren Stranger Things (2016-2019) dizisine göndermeler içerdiğini söylemek mümkün. Ayrıca öyküleri daha önce okumamış ancak korku filmlerinin birçoğunu izlemiş olanlar için Harold hikâyesi Dark Harvest (2004), Annabelle: Creation (2017); The Red Spot hikâyesi The Believers (1987) gibi filmlerin bazı sahnelerini anımsatacaktır.

Film Amerikan korku sinemasında son zamanlarda görme alıştığımız 80 ya da 90’lara inmek yerine 1968 yılına demir atmayı seçiyor. Stella ve arkadaşları lanetli kitaptaki öykülerdeki canavarlardan kurtulmaya çalışırken, ara sıra karşımıza çıkan televizyon ekranlarında ise Nixon’un başkanlık seçimlerini izliyoruz. Bu durum da seyircilere, Amerikan korku sinemasının 70’lerde geçtiği masumiyete dönüş ve doğaüstü korkuların pompalanması öncesi Amerikası’nda olduklarına dair göz kırpıyor.

Gençlere ve çocuklara yönelik korku hikâyelerinin uyarlanmasıyla oluşturulan filmin bazı sahnelerinde korku atmosferi yüksek kalırken, bazılarında düşüş olduğu gözlemlenebiliyor. Bu durum da gençlere mi yoksa her yaştan korku severe mi yapıldığına karar verilememiş olduğunu hissettiriyor. Oyuncuların performanslarının oldukça iyi olmasına rağmen, korku filmlerinde daha önce karşımıza çıkan sahnelere benzer sahnelerin yer alması ve atmosferin yer yer gençlere yönelik olarak korkudan ziyade fantastiğe kayması filmin genel başarısını da bir tık düşürüyor.

Sonuç olarak Scary Stories To Tell in The Dark; bazı bölümlerinde korku atmosferini yükseltirken, bazılarında yetersiz kalan, özellikle genç korku severleri hedef alan bir yapım. Birçok korku filmini izlemiş olan korku sever sinefiller için sıkıcı olabilecek benzer sahnelere sahip olan film, antolojik korku hikâyeleri sevenlerin ise kaçırmaması gereken yeni ve kaliteli bir örnek.

Not : 7 / 10

About The Author

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.

Related Posts