SEA FEVER (2019)

“Balığa Giderken Parazit Tutmak”

2020 yılında yapılan DaVinci Film Festivali’nde Vitruvian Ödülü’nü kazanan Sea Fever, ülkemizde vizyona girdiği adıyla Derin Korku filminin yönetmen koltuğunda Holby City (2012-2013), Scott & Bailey (2014), Happy Valley (2016), Z: The Beginning of Everything (2017) gibi dizilerin bazı bölümlerinin yönetmenliğini yapmış olan Neasa Hardiman oturuyor. Senaryosunu da Hardiman’ın kaleme aldığı filmin görüntü yönetmenliğini Ruairi O’Brian üstlenmiş. Müzikleri Christoffer Franzen imzalı filmin oyuncu kadrosunda ise Hermione Corfield, Jack Hickey, Dogray Scott, Connie Nielsen, Olwen Fouere, Ardalan Esmaili ve Elie Bouakaze bulunuyor.

Filmin konusunu açıldıkları balıkçı tekneleriyle denizde mahsur kalan tayfanın, su kaynaklarında ortaya çıkan bir tür parazite karşı verdikleri hayat mücadelesi oluşturuyor. Siobhan deniz canlılarının davranışlarını araştıran bir doktora öğrencisidir. Doktora tezi için Atlantik Okyanusu’nda bir teknede bir hafta boyunca deniz canlılarına dair anormallikler olup olmadığını incelemek zorundadır. Bu tekne yolculuğu sırasında tanımlanmamış bir yaşam formu ile karşı karşıya kalır. Hem bu tanımlanmamış parazitle mücadele etmek hem de ekibin güvenini kazanmak zorunda kalacaktır.

Film farklı bir açılış, harika deniz altı çekimleri ve iyi bir karakter tanıtımı ve tansiyonla başlasa da, The Thing (1982), The Abyss (1989), Sphere (1998), Life (2017) gibi filmlere benzer bir bilimkurgu-korku temasını temeline alıyor. Underwater (2020)’de olduğu gibi sualtında yaşayan dev bir canavarın varlığının yanı sıra, bu canavarın salgısıyla Viral (2016) ya da The Ruins (2008)’de olduğu gibi insan bedenine girebilen bir parazit de bulunuyor. Olması gereken klostrofobik ortam ve oyuncuların performanslarının gerçekçiliği ile film sonuna dek izleyiciyi etkisi altına almayı başarıyor. Her ne kadar hikâye çok alışıldık olsa da, Siobhan karakterinin bu anormali karşısında uyguladığı denemeler ve böyle bir durum karşısında yaşanabileceklerin öngörüleri oldukça başarılı olarak işlenmiş. Her ne kadar dışarıda balina olarak gösterdikleri canlılar yunus olsa da, bilimsel açıdan tanımlanmamış bir canlıya karşı tavırlar oldukça gerçekçi bir yaklaşımla ele alınmış.

Filmin düşük bütçeli olması, korkudan ziyade hayatta kalma üzerinden gerilim etkisinin daha yüksek hissedildiği Sea Fever, benzer filmlerde karşımıza çıkan birçok klişeyi de içinde barındırıyor. Finali bitmemiş hissi yaratsa da, birçok film devamı çekilebilmesi açısından son yıllarda bu şekilde bırakıldığından göze batmıyor.

Sonuç olarak Sea Fever, hayatta kalma savaşı içeren bilimkurgu-korku türlerinin bilindik senaryosunu içerse de bilimsel açıdan gerçekçi yaklaşımlar sunan vasat üstü bir yapım.

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.