THE HOUSE ON PINE STREET (2016)

“Hayaller ya da Hayaletler”

Aaaron ve Austin Keeling’in yönetmenliğini yaptığı 2015 Amerikan yapımı The House on Pine Street (Lanetli Ev)’ın senaryosunda Aaaron ve Austin Keeling’le birlikte Natalie Jones’un imzası bulunuyor. Filmin yükünü Emily Goss taşırken, kocası rolünde Taylor Bottles ve annesi rolünde Cathy Barnett ona eşlik ediyorlar.

Her sene karşımıza çıkan “lanetli ev” filmlerine bir yenisi, The House on Pine Street ile ekleniyor. Film, 7 aylık hamile olan Jennifer ve Luke’un, kentten kasabaya taşınmalarıyla başlıyor. Chicago’dan Jennifer’ın doğduğu yer olan Kansas’a taşınıyor olmaları Jennifer’ın oldukça gergin ve mutsuz bir karakter olarak karşımıza çıkmasına neden oluyor. Jennifer ile annesinin arasındaki gerilimli ilişki, annesinin sürpriz ziyaretinin ilk dakikalarında ortaya çıkıyor. Bu gerilim ve çatışmaya, negatif tavırlarıyla dikkat çeken Jennifer’ın tam tersi şekilde olaylara pozitif bakmaya çalışan kocasıyla yaşanan gerilimler de yavaş yavaş eklenmeye başlıyor. Filmde anne-kız ve karı-koca arasında yaşanan çatışmalara, komşuların tuhaf davranışları ile Jennifer’ın evde yalnız kaldığı zamanlarda yaşanan eşyaların yer değiştirmesi ya da kapıların çalınması gibi tuhaf durumların da eklenmesi filmin oldukça tekinsiz ilerlemesini ve seyircinin birçok olasılıkla başbaşa kalmasını sağlıyor.

Lanetli ev temalı filmlerin olmazsa olmazı durumundaki paranormal olayları mantıkla açıklamaya açıklamaya çalışan eş (Luke), evde tüm gün yalnız kalan ve yalnızlaşan kadın (Jennifer), kendiliğinden açılıp kapanan kapılar, eve gelen medyum ve yoğun tek mekan kullanımı bu filmde de karşımıza çıkıyor. Korku ve gerilim filmlerinde hamileliğin yarattığı hormonal değişimler de sıklıkla kullanılıyor. Bu filmde de benzerlerinde olduğu gibi, Jennifer’ın yaşadığı tuhaf olaylar kocası Luke tarafından öncelikle Jennifer’ın hormonal dengesizliğine bağlanıyor. Ayrıca Jennifer’ın annesi ile Luke’ın arasında geçen diyaloglarda Jennifer’ın geçmişinde yaşadığı psikolojik sorunlara yer verilmesi ve ikilinin oldukça yapay davranışları seyirciyi hayal mi gerçek mi ikilemi ile karşı karşıya bırakıyor.

The House on Pine Street‘i diğer lanetli ev filmlerinden ayıran en önemli özellik  Jennifer’ın bulunduğu bütün mekanlarda yoğun bir şekilde tekinsizliğin hissedilmesi. Mutsuz ve gergin olan Jennifer’ın etrafındaki mahalle sakinlerinin de ifadesiz tavırları ve garip bakışları gerilimi arttırıcı ve kafa karıştırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca film boyunca aralıklarla sunulan detay çekimler, tekinsizlik duygusunu ön plana çıkararak tüm sahnelere yayılıyor. Yeni bir eve taşınmanın yarattığı endişeler, alışkanlıkların ani değişimi, yalnızlık, Jennifer’ın baskıcı annesiyle olan gerilimi ve geçmişte kendisinin anne olmaktan korkmasının yarattığı psikolojik olaylar ise filmin sonlarına doğru her ne kadar detaylandırılsa da, yeterince açıklığa kavuşturulmadan geçiştiriliyor. Bu durum da tabi ki filmin sonunun biraz havada kalmasına neden olduğundan seyiriciyi de maalesef pek tatmin edemiyor.

Sonuç olarak lanetli ev ya da paranormal temalı korkuseverlerin yetersiz bulacağı The House on Pine Street, psikolojik gerilim izlemek isteyenler için iyi bir seçenek olabilir.

Not : 5,5/10

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.