ÜÇ HAFLİLER: ADAK (2019)

“Kurban Verebilecek Kadar İleri Gidebilir Misin?”

Arkın Aktaç’ın yönetmenliğinde, Alper Mestçi’nin de yapımcılar arasında olduğu bir ekiple 2010 yılında gösterime giren Üç Harfliler serisinin yönetmenlik koltuğunu 2016 yapımı Üç Harfliler: Karabüyü ile Alper Mestçi devralmıştı. Yönetmenin, geçtiğimiz yıl vizyona giren ve en çok izlenen yerli korku filmi olan Siccîn 5’i takip eden, yılın en çok izlenen ikinci filmi Üç Harfliler: Beddua sonrasında bu yıl Üç Harfliler serisi Adak ile devam ediyor. Serinin ilk iki filminin senaryosunu Murat Toktamışoğlu yazarken, seriyi Alper Mestçi’nin devralmasıyla senaryoların yazım süreci de yönetmenin diğer filmlerinde olduğu gibi Mestçi’ye geçti. Görüntü yönetmenliğini Eren Nayır’ın yaptığı filmin müzikleri diğer Mestçi filmlerinde olduğu gibi Reşit Gözdamla imzası taşıyor. Filmin başrollerinde ise Ramazan Demir, Ceren Yılmaz, Ejder Özkarslıgil, Simge Uluer, Hatice İrkin, Ali Aydoğan, Begüm Koyçiç, Cavit Özer gibi isimlerin yanı sıra Siccîn 4 filminden hatırlayacağımız Sebahat Adalar ve Nefrin (2017), Siccîn 3: Cürm-ü Aşk (2016), Cin Çeşmesi (2017), Kabus (2017) gibi Türk korku filmlerinden anımsayacağımız Gülten Kesgin de bulunuyor.

 

Filmin konusu geçen yıl gösterime giren Üç Harfliler: Beddua filmine hayli benzer nitelikte; Salih arkadaşı Metin ile avlanmaya gittikleri ormanda tüfekle vurularak ağır yaralanır. Beyninde saçma taneleri ile yaşamak zorunda kalan Salih’in iyileşmek için hem maddi hem de manevi yardıma ihtiyacı vardır. İlk başta Salih’e her türlü yardımı yapacağını söyleyen 12 yıllık çocukluk arkadaşı Metin, bir süre sonra Salih’i çaresiz bir şekilde annesiyle yapayalnız bırakarak Salih’in kız arkadaşı Şermin’le nişanlanır. Metin’in eski nişanlısı Arzu bu yaşananlara bir anlam veremez. Arzu, Metin’in neden böyle davrandığını çözmeye çalışırken Salih ve tekinsiz bir kadın olan annesi Türkan’ı ziyarete gider.

Siccîn serilerinin ve Üç Harfliler serisinin ilk iki filminde ele alınan aile içi ilişkiler konusunu bırakarak, serinin son iki filminde gençler, gençlerin arkadaşlıkları ve bu ilişkilerdeki çıkmazları odağına alan Mestçi’nin, son filmi de bu bağlamda gençleri hedef kitlesi olarak belirleyen bir rota çiziyor. Türk korku filmlerinde genç izleyicilerin hikâyenin akışını kavrayamaması sorununu; kolayca anlaşılabilen bir hikâye ile merak unsurunu intikamın ne kadar kanlı olacağı noktasına kaydırarak çözmeyi hedefliyor.

Kentten köye geçiş filmlerinin temsilcisi olan Musallat (2007) filminden beri Mestçi’nin tüm filmlerinde (Siccîn 4 filmindeki Halil ve Orhan karakterleri hariç) toplumumuzda yaygın olarak uygulanan eve girerken ayakkabıların çıkarılması alışkanlığı, tamamen kentin merkezinde ve gençlerin ağırlıklı olduğu bu filmde ilk kez es geçiliyor.

Üç Harfliler: Adak, yönetmenin diğer filmlerindeki gibi “jump scare” olarak tabir edilen, koltuktan zıplatan sahnelerle dramatik sahnelerin yakın temaslı olmasının yanı sıra Üç Harfliler: Beddua filmindeki gibi koltuktan zıplatan sahneleri çok daha yoğun kullandığı filmlerinden biri. Türk korku seyircisinin alıştığı ve “Şurada şu olacak” diye düşündüğü sahnelerde ise twist yaparak seyirciyi ters köşe sekanslarla karşı karşıya bırakıyor. The Exorcist (1973)’in infial yaratan ve bazı gösterimlerde filmden çıkarılan “örümcek yürüyüşü”ne gönderme yapan sahnesi ile cin çarpması içeren sahnelerin efektleri; korku severleri oldukça tatmin edecek nitelikte. Yönetmenin Siccîn 5’te çıtasını giderek yükselttiği yaratıcı ve özgün büyü sahnelerini bu filmde de görmek mümkün. Önceki filmlerinin aksine büyü sahneleri kandan ve iğrençlikten hayli uzak ancak görsel olarak etkileyici ve özgün. Mestçi, artık kendisinin imzasına dönüşmüş olan, filmlerinin içinde önceki filmlerinden birinin göründüğü sahneyi bu filmde de es geçmiyor.

Oyuncuların performansları inandırıcı ve gerçekçi. Sebahat Adalar Siccîn 4 filmindeki çıtasını korurken; Ramazan Demir, Simge Uluer ve Ejder Özkarslıgil’in performansları da göz dolduruyor.

Sonuç olarak Üç Harfliler: Adak; serinin bir önceki filmiyle benzer bir öyküye sahip olsa da oyunculuklar, efektler ve korku sahneleri ile türün takipçilerini tatmin edecek gibi görünüyor. Türk korku severlerin gösterimdeyken kaçırmamasını şiddetle öneririm.

Not: 7/10

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.