UNDER THE SHADOW (2016)

“Savaş mı Daha Korkunç Yoksa Cin Mi?”

Shab-e bist o nohom (1989), Harim (2009), İrani Khabe Leila (2010), Sayeh Vahshat (2011) filmlerinden sonra İran sinemasından çıkan yeni korku filmi Under The Shadow‘un yönetmen koltuğunda Babak Anwari bulunuyor. Filmin görüntü yönetmenliğini Kit Fraser yaparken, müziklerde Gavin Cullen ile Will McGillivray’ın imzası bulunuyor. Filmin başrollerinde Narges Rashidi, Avin Manshadi, Bobby Naderi, Aram Ghasemy ve Ray Haratian bulunuyor.  Ayrıca Under the Shadow filminin 2016 Athena Film Festivali’nden Altın Atina, En İyi Senaryo; 2016 Fantaspoa Uluslararası Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu; 2016 Neuchatel Uluslararası Fantastik Film Festivali’nden En İyi Film ödülü olmak üzere katıldığı tüm festivallerdeki adaylıklarını ödüllerle taçlandırdığını özellikle belirtmek gerekiyor.

Film İran-Irak savaşı sırasında Tahran’da geçiyor. Filmin baş karakteri Shideh, kocası zorunlu görev için başka bir şehre gönderildiğinde, devam eden bombardımanların yol açtığı tehlikeye rağmen kızıyla beraber evlerinde kalmakta ısrar eder. Fakat insanların birer birer terk ettikleri apartmanda yalnız kalan anneyle kızını sadece savaş uçakları değil, bir cin de tehdit etmeye başlar.

Amerika, Avrupa ve Ortadoğu sinemalarında aralıklarla karşımıza çıkan İslami doğaüstü bir varlık olan cin, ilk kez bu filmde rüzgarla özdeşleştirilerek yansıtılıyor. Ancak filmdeki cin unsurunun ortaya çıkış nedeninde mantıksal olarak hataya düşülmüş. Rüzgarın içerisinde bulunan cinlerin, psikolojik açıdan sıkıntı ve stres altındaki kişilere musallat olduğu inancından yola çıkan hikayede, cinler ailenin yaşadığı apartmana füzenin düşmesi ile geliyor ve stres altındaki Shideh ve kızını musallat olmak üzere seçiyorlar. Daha önce The Outing (1987), Wishmaster (1996), Long Time Dead (2002), Red Sands (2009), Djinns (2010) gibi filmlerde dilekleri gerçekleştiren, ateşten yaratılan ya da çöllerin hakimi gibi sıfatlar üzerinden görselleştirilen cin kavramı, Avrupa ve Amerika filmlerinde olduğu gibi Binbir Gece Masalları’nın aslında karanlık bir tarafı olduğuna vurgu yaparak cin unsurunu masallardan sıyırarak korku atmosferine dönüştürüyor.

Aldığı ödüllerden de anlaşılacağı gibi filmin en etkileyici özelliği hikayesi. Korku filmlerinde alışkın olduğumuz çatışma durumu, bu filmde ustalıkla birçok çatışmanın katman katman, iç içe geçmesiyle oluşturulmuş. İçsel ve dışsal, psikolojik ve fizyolojik bu katmanlardan ilki kişinin iç çatışması yani Shideh’in değişen rejim nedeniyle farklılaşan hayatına dair çatışmalar. Daha sonra bu çatışmaya kocasıyla olan çatışma ekleniyor. Kocasının görevli olarak gitmesiyle bu kez çatışma anne-kız ilişkisine yöneliyor. Shideh karakteri bu çatışmalar içerisinde boğulurken ortaya çıkan cin nedeniyle kendi içerisinde din-bilim sorgulamalarına da başlayarak, kendini içinden çıkılmaz bir noktaya sürüklüyor. Böylelikle Shideh kendi dahil olmak üzere her şeyle savaşırken bir yandan da savaşın ortasında kızıyla yalnız kalmanın yarattığı psikolojik sorunları omuzluyor. Ülkede, şehirde, evde ve kendi içinde yaşanan tüm bu çatışmalar Shideh’in etrafında katman katman, yavaş yavaş başarıyla örülüyor.

Amerikan tarzı doğaüstü musallat filmlerinde görülen oyuncak bebek gibi klişelerin İslami motiflerle harmanından ortaya çıkan görsellik, başarılı ve kaliteli bir korku filminin ortaya çıkmasını sağlamış. Filmdeki bazı sahneler gereksiz uzunlukta. Bununla beraber görsel efektlerin asgari seviyede tutulması sade ve güçlü bir yapı ortaya çıkarmış. Filmde klişelerin yoğun bir biçimde bulunmasına karşın cinin tavandaki çatlaktan eve girip çıkması, sade bir çarşafla yaratılan boyut değiştirme metaforu gibi yaratıcı sahneler tempoyu yükseltmekte.

Al-ta’weeza (1987), Aad liyantaqim (1988), Wingrave (2007), Warda (2014), Munafik (2016) gibi ortadoğu yapımı cin ve doğaüstüne ilişkin filmlerden sonra, daha sert bir yapım bekleyenlerin beklentilerinin tam anlamıyla karşılanmaması muhtemel. Ancak daha önce hiç ortadoğu yapımı korku filmi izlememiş olanların Amerikan kalitesinde bir filmle karşılaştıkları için şapka çıkartacakları Under The Shadow, korku tutkunlarının kesinlikle izlemesi gereken yapımlardan biri.

Not : 7,5/10

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.