CANDYMAN (2021)

“Candyman Lives Matter”

İlki 1992 yılında Bernard Rose tarafından hikâyeden uyarlanarak çekilen Candyman, daha sonrasında ise Bill Condon’ın yönettiği Candyman: Farewell to the Flesh (1995) ve Turi Meyer’in yönetmen koltuğunu devraldığı Candyman 3: Day of the Dead (1999) ile bitmiş görünen Şeker Adam kültü, bu yıl çekilen ve Nia DaCosta’nın yönetmen koltuğuna oturduğu Candyman, Türkiye’de gösterime girdiği adıyla Şeker Adamın Laneti adlı ruhani bölümüyle devam ediyor. Clive Barker’ın “The Forbidden” isimli kısa öyküsünden Bernard Rose tarafından sinemaya uyarlanmış olan Şeker Adam efsanesinin bu bölümünde senaryoda yönetmen Dacosta’ya Jordan Peele ve Win Rosenfeld eşlik ediyor. Görüntü yönetmenliğini John Guleserian’ın üstlendiği filmin müzikleri ise Robert Aiki Aubrey Lowe imzası taşıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Yahya Abdul-Mateen II, Teyonah Parris, Nathan Steward-Jarrett, Colman Domingo, Kyle Kaminsky, Vanessa Williams, Brian King, Miriam Moss, Rebecca Spence, Carl Clemons-Hopkins, Christiana Clark, Michael Hargrove gibi isimler bulunuyor.

Filmin konusunu ayna karşısında adı beş kez tekrar edildiğinde çağrıldığına inanılan şehir efsanesi Candyman’in modern bir hikâyenin odağına yerleştirilmesi oluşturuyor. Mahalle sakinlerinin hatırlayabildiği kadarıyla Chicago’nun Cabrini-Green semtindeki konut projeleri, ismini aynanın karşısında beş kez tekrar ederek kolayca çağrılabilen, tek eli kanca olan doğaüstü bir katil hakkında ağızdan ağza dolaşan bir hayalet hikayesiyle yıldırılmıştır. Günümüzde, Cabrini kulelerin sonuncusunun yıkılmasından on yıl sonra, görsel sanatçı Anthony McCoy ve kız arkadaşı, galeri müdürü Brianna Cartwright, artık tanınmayacak bir şekilde nezih hale gelen ve mobil Y kuşağının yaşadığı, yerleşimi dikey olan Cabrini’de lüks bir çatı katına taşınırlar. Anthony, ressamlık kariyeri sona ermeye yakınlaşırken eski bir Cabrini-Green sakiniyle tesadüfen karşılaşmasıyla birlikte Şeker Adam’ın arkasında yatan gerçek hikâyenin trajik, korkunç doğasını öğrenir. Chicago sanat dünyasındaki mevkiini korumak isteyen Anthony, bu detayları stüdyosunda resimlerine faydalı olmaları amacıyla araştırmaya başlar. Farkında olmadan kendi akıl sağlığını bozan karmaşık bir geçmişe kapı açar ve kendisini kaderiyle çatışma içine atan dehşet verici, viral bir şiddet dalgasını serbest bırakır.

Önceki filmlere dönecek olursak;

Candyman (1992) filminde; bir öğrencinin tez çalışması araştırması sırasında başına üzerinden ilerlenmiştir. Helen Lyle, Chicago Üniversitesi’nde yerel efsaneler üzerine tez çalışması yapan bir öğrencidir. Son zamanlarda özellikle üzerine eğildiği konu ise Candyman adlı mitolojik karakterdir. Bu hikâyede Candyman isimli Afro-Amerikan köle, beyaz bir kadına şiddet uyguladığı gerekçesiyle öldürülmüştür. Efsaneye göre Candyman, biri ayna karşısına geçip beş kez adını söyledikten sonra o kişiye görünmektedir. Yerli halkın içine karışıp bu eski batıl inancı sorgulamaya kararlı olan Helen, kendisine yapılan uyarıları dikkate almaz ve korkulacak bir şey olmadığını kanıtlamak için ayna karşısında beş kez yasaklı ismi tekrar eder. Bu andan itibaren bir dizi ürkütücü cinayetler yaşanmaya başlar. Helen şimdi bu suçluluk duygusuyla yüzleşmek ve yol açtığı kaosu durdurmak için yardım istemek zorundadır.

Candyman: Farewell to the Flesh (1995) filminde; Profesör Philip Purcell Şeker Adam cinayetleri hakkında bir kitap yazar ancak Şeker Adam, Purcell’i imza günü gecesinde öldürür. Babası Coleman Tarrant Şeker Adam cinayetlerini araştırırken ölen Annie Tarrant, öğrencilerinden birinin Şeker Adam’ı gördüğünü söylemesiyle bu efsanenin peşine düşerek Mardi Gras arifesinde Şeker Adam’ı çağırır; bununla birlikte cinayetler de artmaya başlayacaktır.

Candyman 3: Day of the Dead (1999) filminde; İspanyol kökenli Meksikalıların yoğunlukta yaşadığı Doğu Los Angeles mahallelerinin en güzel kızlarından olan Caroline bir artist olarak yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır ama ailesinin geçmişi hakkında kabuslar görmektedir. Efsane haline gelen ve Şeker Adam olarak bilinen ama beyaz bir kadına aşık olmak gibi bir gaflette bulunmuş bir zenci olan Danielle Robataille’in bu durumu öğrenen beyaz ırk mensupları, Danielle’in bir kolunu kesmişler ve onu bala bulayıp arıların arasına atarak arıların sokması sonucu korkunç bir şekilde öldürmüşlerdir. Caroline ise Danielle’in hayattaki tek torunudur. Caroline, kabuslarından bu efsaneyi sona erdirmek zorunda olduğunu görmektedir. Geleneksel “Ölüler Günü Festivali” çerçevesinde yapılan etkinliklerin başladığı günlerde Şeker Adam da ortaya çıkar ve intikamını almaya başlar. Caroline neyin içine girdiğini bilmeden onu yok etmek üzere hareket etmeye karar verir.

İlk filme saygı duruşu niteliğinde gölge tiyatrosu animasyonlarıyla efsanenin anlatıldığı, Helen Lyne karakterinin izinin kovalandığı serinin yeni filminin sanat yönetimi hayli başarılı. Bir ressam olan Anthony ve galeri müdürü olan kız arkadaşı Brianna sayesinde modern sanatların ve sanat dünyasının içerisinde ekstra steril ortamlarla; yıkılması planlanan terk edilmiş, duvarlarında grafitiler bezeli eski mahallenin zıtlıkları, modern apartmanların koridorlarında yaşanmamışlık hissi veren geometrik simetriye karşın, zorla oraya taşındığı belli olan orta yaşlıların evlerindeki, bizlerin evlerine benzer yaşanmışlık dekorasyonları izleyiciye her sahnede tekrar tekrar fark ettiriliyor. Bir aşk hikâyesi ekseninde oluşan ve siyahi-beyaz birlikteliğinin yasak olduğu kölelik dönemi Amerika’sında geçen, duygusal bir korku efsanesine karşılık; 1977 yılındaki Mardi Grass şenliklerinde beyaz bir kız çocuğunun şekerinden jilet çıkması sonucu suçlanarak polisler tarafından yakalandığı yerde infaz edilen Sherman Fields bir Candyman efsanesi olarak anlatılıyor. Bu bağlamda bir aşk hikâyesinden çıkan dramatik korkunun yerine daha realistik, Amerika’da sıklıkla yaşandığını duyduğumuz siyahilere yönelik polis şiddetinin çarpıcı gerçekliği tercih ediliyor. İzleyici önceki Candyman’leri izlediyse filmin ilk yarısında yumruk yemiş gibi bir durum yaşasa da ikinci yarı ile birlikte önyargıları kıracak ters köşeler başlıyor. Her sahnedeki detay, önceki filmler incelenerek özenle oluşturulmuş. Sanat galerisindeki ana karakter Anthony’e ait “Say My Name” adlı eser de hayli yaratıcı tasarlanmış.

Sonuç olarak Candyman; kült bir karakter olarak hafızamızda yer ederken, korku severleri salonlara çağırarak sesleniyor; adımı söyleyin! Sinemadayken kaçırmamanız şiddetle tavsiye edilir!

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.