EKİP OYUNU (2021)

“Keşke Flash TV Kapanmasaydı…”

Yapımcılığını Pray Yapım’ın üstlendiği, çekimleri Gaziantep’te yapılan Ekip Oyunu filminin yönetmen koltuğunda ilk uzun metrajıyla Muhammet Emre Aydın oturuyor. Senaryosunu Muhammet Emre Aydın ve Gizem Şimşek’in kaleme aldıkları filmin müzikleri Onur Yıldız imzası taşıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Ali Kemal Yıldıran, Ahmet Özakbalık, Ayşegül Saygılı, Akif İnce ve Ezgi Karaçam gibi isimler bulunuyor.

Filmin konusunu ormanın derinliklerinde gerçekleştirilen ve birinci olanın büyük ödülle eve döneceği bir yarışmada olayların çığırından çıkmasıyla yaşananlar oluşturuyor. Biz bunu bir yerden hatırlıyoruz dediğinizi duyar gibiyim; evet haklısınız da… 2020 yapımı Türk yerli gerilim filmi Hashtag’in ya da daha geriye gidersek Wrong Turn 2: Dead End (2007)’in de aynı konuyu işlediğini anımsarsınız. Filmler söz konusu olduğunda her yönetmenin bir anlatış tarzı vardır hikayeyi… Ama filmse…

Öncelikle cep telefonlarına kameralar dahil olduğundan beri korku sinemasının hem yurtdışında hem de Türkiye’de amatör yapımlar nazarında hayli kötüye gittiğini söylemek mümkün. Zira sinemayı sadece “kameraya çekmek” olduğunu sananlar var. Böyle düşünenler için sinemanın yedinci sanat dalı olduğunu; sanat tasarımı, mekân tasarımı, senaryo yazımı, karakter tasarımı ve diyalog oluşturma, hikâye kurgusu ve yapım sonrası kurgu ile doğru açı, ışık, mekân, sanat kullanımı doğrultusunda kameraya alınan kaydın kurgu masasında bir kez daha sanatsal kaygılarla elden geçirildiğini hatırlatma gerekliliği görüyorum. Eğer öyle olmasaydı; En İyi Oyunculuk, En İyi Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Görsel Efekt gibi ödüller festivallerde dağıtılmazdı ve yönetmenler sanatlarını icra etmenin yanında bunları kucaklamak için de yarışmazlardı.

Gelelim Ekip Oyunu’na; öncelikle bu satırları yazarken inanılmaz baş ağrısı içerisinde olduğumu belirtmekte bir sakınca görmüyorum. Ses montajı o kadar kötüydü ki; yer yer konuşmaları dış ses uğultusundan ayırarak duyabilmek için kulaklarımı tıkamam, yer yer konuşmayı anlayabilmek için oyuncuların dudaklarını okumaya çalışmam gerekti. Film bir found fooatge olmamasına karşın tripod kullanılmaksızın elde çekilmesi nedeniyle kameranın sürekli sallanması ve netlik ayarının olmaması ayrı bir sorundu; bu bağlamda çekim açısı diye bir kavramdan bahsetmek de mümkün olmuyor ne yazık ki. “Bildiğimiz bir hikâye ne kadar kötü çekilebilir?” diye sorarsanız; “İşte bu kadar!” denilebilir zira televizyon kanalı için yarışma programı çeken bu ekibin, sunucu yarışma programını sunarken arkasına konulan bir fon dahi bulunmazken, seçilen oyunlar da maalesef Survivor yerine Ben Bilmem Eşim Bilir’den alınmış. 20 dakika boyunca gözleri kapalı bir oyuncunun engellere denk gelmeden ekip arkadaşının tarifiyle masaya ulaşıp çayı alması, tekrar komutlarla geri dönmesi ve çayı ekip arkadaşına içirmesi sahneleri izliyoruz. Bu arada engeller de dubalar ve fare kapanları. Evet diğer Survivor benzeri bir yarışmanın anlatıldığı filmlerde ayı kapanı, vs. nesneler kullanılırken, bu filmde sağlık ekibinin yaralıya müdahale etmek zorunda kalma nedeni fare kapanı… Koca televizyon ekibinin bu program çekimleri için bir karavan dahi olmaksızın, yapımcının bile çadırlarda uyuduğu göz önüne alındığında filmin jeneriğinde yazan sanat yönetiminin aslında yönetilemediğini hatta var olmadığını görüyoruz. Daha önce izlediğimiz öyküyü senaryoya aktarırken, diyaloglar sahneleri doldurmaya o kadar odaklanmış ki bu durumun sonucunda ortaya çıkan anlamsız diyaloglarla kötü oyunculuklar birleşince izleyici çok daha fazla dehşete düşüyor. Söylemeden geçmek olmaz, ışıklar o kadar yanlış yerlere konulmuş ki, kameramanın gölgesinin ekranın yarısını kaplamasının da cameo olduğunu sanıyor olmalılar.

Ekip Oyunu’nu izlerken, sık sık Flash TV’nin başta en meşhur sahnelerinden ‘kuduz köpeğin mangal yapan gençlere saldırması’ mizanseni aklıma geldi ve içimden, “Keşke Flash TV kapanmasaydı da ortada farklı bir rekabet söz konusu olsaydı” dedim ancak Flash TV’nin yapımlarının açık ara daha iyi olduğunu düşününce, ortada bir rekabet de kalmadı. Bunları düşündüğümde sinirden gülünce, benimle birlikte salona giren altı kişinin çoktan salonu terk etmiş olması da insanlara karşı mahcup duruma düşmememi sağladı.

Bu vesile ile Türkiye’de sadece 11 salonda gösterilen ve izlemek için 60 km’den fazla yol kat etmek zorunda kaldığım bu yapımları rica ediyorum, lütfen öncelikle kameraya alan kişiler alıcı gözle bir kez izlesinler; daha sonra ise dağıtımcılar “Ne dağıtacağız bir bakalım?” deyip kontrol etsinler. Bir sinema öğrencisi bitirme projesi olarak bu yapımı teslim etseydi, çok ama çok büyük ihtimalle mezun olamazdı ancak bu yapım şu an Malignant (2021), Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings (2021), Tomris (2019) gibi filmlerle birlikte 11 salonda izleyiciyle buluşuyor. Eğer onlar filmse bu nedir, bu filmse bahsi geçenler nedir?

Sonuç olarak Ekip Oyunu; gösterime girmemesi gereken, arkadaşlar arası eğlence için kayda alınmış bir iş.

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.