KEHANET AYASOFYA (2021)

“İyi Bir Sanat Yönetimini Özleyenlere…”

Pera Yapım yapımcılığında çekimleri Beyoğlu, Belgrad Ormanları ve burada bulunan su kemerleri çevresi ile Garipçe Köyü gibi İstanbul’un çeşitli mekanlarında gerçekleştirilen; adı ilk duyurulduğunda Kehanet olarak açıklanan, daha sonra ise Kehanet Ayasofya şeklinde değiştirilen, Halil Kumova’nın tamamladığı son film olmakla birlikte, oyuncunun izleyemeden hayatını kaybetmesi nedeniyle filmin Halil Kumova’nın anısına ithaf edildiği ifade edilen ve pandemide sete çıkan ilk film olduğu duyurulan Kehanet Ayasofya’nın yönetmen koltuğunda Cin Tepesi (2018) filminde yönetmen olarak; Araf 3: Cinler Kitabı (2019) ve Kiki: Lanet-i Cin (2019) filmlerinde oyuncu olarak karşımıza çıkan Fatih Hasanoğlu oturuyor. Senaryosu Mustafa Fırat tarafından kaleme alınan filmin görüntü yönetmenliğini Cihan Tatar üstlenmiş. Filmin oyuncu kadrosunda ise Halil Kumova, Fatih Hasanoğlu, Muhammed Bahçecik, Mustafa Ak, Nurbanu Esen, Mazlum Kuray, Nihat Yılmaz gibi isimler bulunuyor.

Filmin konusunu bir gece eş zamanlı olarak evlerine gizemli bir kutunun bırakılmasıyla bu olayın ardındaki sır perdesini aralamaya çalışan Fatih ve Muhammed’in hikayesi oluşturuyor. Paranormal olayları inceleyen Fatih ve Muhammed adlı iki gencin evlerine bir gece yarısı eş zamanlı olarak kim tarafından gönderildiği bilinmeyen gizemli bir kutu bırakılır. Ulaştıkları ipuçlarını takip eden Fatih ve Muhammed’in yolu eski bir sahaf dükkanında kesişir. Yaşlı sahafın elinde bulunan kadim kitaba göre Fatih ve Muhammed dünyadaki kötülüğü durdurmak için seçilmiş kişilerdir. Görevleri ise üç büyük dinde de anlatılan Ahit Sandığı’nı bulmaktır. Farkında olmadıkları konu ise sandığın peşinde sadece kendilerinin olmadığıdır. Dünyada kötülüğü temsil eden güçlerde uzun yıllardır ahit sandığının peşindedir.

Çekimlerinden renk düzenlemesine, sanat yönetiminden mekân kullanımına değin sinema teknikleri konusunda sınıfı fazlasıyla başarılı biçimde geçen film; hızlı başlayıp sonlara doğru ilerlerken vitesi düşürüyor. İzleyicinin katarsise ulaşacağı sırada maalesef oldukça vitesi düşürmüş olan film, finalde beklenen etkiye bu nedenle ulaşamıyor. Filmin ilk açıklanan adında olan kehanet üzerinden ilerleyen filmde çekirge istilası, depremlerin artması ve COVID-19 pandemisi gibi olaylar kıyamet alametleri olarak merkeze alınırken, daha önce yerli korku sinemasında kapısından hiç girmediğimiz, Musevilere ait sinagoğun kapıları izleyicilere açılıyor. Garipçe Köyü’nde bulunan kale kalıntılarının oldukça başarılı bir mekân kullanımı ile karşımıza çıktığı filmde vitesin düşme sorunu maalesef oyuncuların performanslarındaki düşüş ve bu sahnelerde yaratıcılığın kullanılmamasından kaynaklanıyor. Daha önce yerli korku sinemasında birçok kez karşımıza çıkan Beykoz’daki Akbaba Köyü’nde yer alan evdeki çekimler sırasında Youtuber olan karakterlerin canlı yayın açması gibi birkaç trickle vites yükseltilebilecekken, odadan odaya gezinme tercih edilerek bu fırsat maalesef kaçırılmış. Ancak İstanbul sokaklarında ve tarihi mekânlarda yapılan çekimlerin yanı sıra Ahit Sandığı ve Youtuber’lara gelen kutular konusunda sanat yönetimi ile birçok yerli korku filmini rahatlıkla sollamayı başarıyor. Filmin handikabı oyuncuların performanslarının düşük olması ve filmin adında yer alan Ayasofya’nın bir dış çekim dışında izleyicilerin karşısına çıkmıyor olması.

2018 yılındaki Cin Tepesi felaketinin ardından, tek başına yönetmenlik koltuğuna oturduğu ilk filminde Fatih Hasanoğlu’nun yönetmenliğinin oldukça iyi bir seviyede seyrettiği söylenebilir. Özellikle ilk yarıda kurgu açısından yerli korku yapımlarında hemen hemen hiç rastlamadığımız başarılı geçişlere ve iyi bir seyir keyfi sunan mizansenlere rastladığımız filmin ikinci yarısında tempo yazıda daha önce belirttiğim nedenlerle sekteye uğruyor. Türdeşleriyle kıyaslandığında elde ettiği başarılı noktaları aslında çok basit bir detaya borçlu. Zira filmin senaristi, sanat yönetmeni ve yönetmeni aynı kişi değil. Herkes kendi alanında, ortak bir paydada buluşacak şekilde sadece kendi işini doğru yaptığı zaman ortaya seyir keyfi sunan bir yapım çıkması kaçınılmaz.

Sonuç olarak Kehanet Ayasofya; birkaç eksiği olsa da özellikle son dönemde karşımıza çıkan düşük bütçeli yapımlar sonrasında küçük kusurları rahatlıkla görmezden gelerek izlenebilecek sınıfı geçen bir film.

Gizem Şimşek Kaya

İstanbul doğumludur. Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan Şimşek, yüksek lisansını İstanbul Kültür Üniversitesi İletişim Tasarımı Anabilim dalında ve doktorasını Marmara Üniversitesi Radyo-TV, Sinema Anabilim dalında “Sinemada Korku Ve Din: 2000 Sonrası Amerikan Ve Türk Filmlerinde Cin Unsurunun Çözümlemesi (Eleştirel Kuram Ve Göstergebilimsel Metodoloji Çerçevesinde)” adlı teziyle tamamlamıştır. Sinemada eleştirel kuram ve inançlar, Türk korku sineması, sinema ve halkbilim üzerine çalışmalar yapmakta olup bu konular üzerine birçok ulusal ve uluslararası yayını bulunmaktadır.